27 Mart 2010

19 Mart 2010

boş beleş konuşmalar...

Hayatımın ilk 18 milliyetçi yılından sonra sonunda zihniyetimi serbest bırakıp dünyayı keşfetmesine izin verdim ve ruhumu biraz daha özgürleştirdim. Artık dış mihraklardan gelebilecek her türlü kışkırtmalara, beyin yıkamalara, gönül kaptırmalara, akıl çelinimlerine açıktım ve savunmasız bir halde kendime bir yol çizdim. Artık vatansız, milliyetsiz, ve milliyetsizliğimden ileri gelen "haysiyetsizliğim" ile huzur içinde yaşayabilecektim bu şehirde... Zira, aydınlanmam, gerçeklerle devlet idealleri arasındaki fark beynimde karıncalanmalara neden olmakta, oturduğum yerden beni rahatsız etmekte...Biraz klişe biraz da kuşbakışı ile...Osmanlı'nın bir salgın haline gelen yayılması..Ermeni tehciri..TCnin uluslaşma macerası..Rum mübadelesi..65 olayları..Dersim katliamı..Hrant Dink..Kürtten ziyade "Türk" olayları..ve aklıma gelemeyen nicesi..... Belki her alanda aydınlanabilirim ancak insanları bu kadar kör edebilen, insanlıklarından çıkaran, "tanrı vergisi" mantıklarının, düşünebilen benliklerinin ne olup da kaybolduğunu bir türlü anlayamamayacağım, anlamak istemeyeceğim galiba. Benim yaşadığım bu anlık dönüşümün başkaları için neden bu kadar zor olması gerektiği bir muamma içerimde.. Bunları şov yapmak, "bakın ben ne kadar mantıklı düşünüyorum", "aslında gerçekler gerçek değil bakın her şey farklı.." demek değil amacım ki bunları hitap edeceğim herkes bilmekte sanırsam..ancak kafamı kurcalayan sorun şu ki; son zamanlarda farkındalığımın artması bana pek yaramadı ve bunca acının yaşandığı bu ülke bana batmaya, yaşanılası bir yer olamamaya başladı..Özellikle İstanbul! biraz saçma olacak ancak bazen "keşke şu 'insanlar' beni de sürse şuralardan" diyesim geliyor, belki de buraları özlemenin vereceği acı, farkindalığımdan ileri gelen, burada yaşamanın verdiği acıdan daha katlanılası olacaktır...